Bir şeyler yazmak istiyorum. Biliyorum ki okusam ruha dair bir iki dize, günün basit ve küçük yıkımları gözümde büyümeye ar edecek nihayet. Serin bir gün, kabanıma sarınıp omuzlarımı birbirine yaklaştırarak yürüdüm sabah. İnsan soğuğa karşı küçülüyor, minicik korkmuş çocuk kalıyor. Soğuk bir bakış bana isabet etse kaçıp sığınacak yer ararım zaten, soğuk bakmaktansa bakmamayı da tercih ederim. En kötüsü ise soğuk kelimeler… Neyse, soluk verince ağzımdan duman çıktı. Buhar mı demek gerekir, bilmiyorum. Ama ağzımdan buhar çıkması kulağa tuhaf geliyor. Buharlı bir gemiye binip Buhara’da pilav yemek ve Rahip Bahira’yla tanışmak istiyorum, ona, Rasulullah’ın çocukken onunla görüştüğünde kiliseyi gezip gezmediğini, heykellere bakıp bakmadığını sormak istiyorum. O küçük çocuğun huylarını merak ediyorum. Gerçi büyüdükçe huy çok da değişmiyor sanki, misal ki ben hala hayallerde yaşıyorum.